jesse rutherford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jesse rutherford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2019



Renksiz Gecelerimize Eşlik Eden Albüm

The Neighbourhood- I Love You.

8,5/10



Kaynak: Wannart



“Bir gun Jesse benim evimdeydi ve ben de öylesine gitar çalıyordum. Bana ‘Bu çaldığın iyiymiş, üzerine kayıt yapayım.’ dedi. İşte Sweather Weather böyle ortaya çıktı. Şarkıyı tamamen yazmayı bitirdikten sonra ise ‘Tamam bu gayet iyi oldu, grup olarak şarkı yazmaya devam etmeliyiz’ dedik.”


Gitarist Zach Abels, grubunun vokali olacak Jesse Rutherford ile birlikte 2011 yılındaki ilk provalarında (!) yazdıkları ve daha sonra da hep en büyük hitleri olarak kalacak o şarkıyı böyle anlatıyor.

Aynı adla başka bir topluluk olmasından dolayı menajerlerinin tavsiyesiyle birlikte ilk isimleri “The Neighborhood”un yerine İngiliz versiyonu “The Neighbourhood”u tercih ederek kurulan grup, California’dan çıkıp kısa sürede tüm dünyaya ulaşmayı başardı.

7 Nisan 2018






Tek Kanatla Uçmak İsteyen Bir Albüm

The Neighbourhood- The Neighbourhood

6,5/10






       
     2011’de California’da kurulan The Neighbourhood, müziğinin yanı sıra rockstar imajları, renkli fotoğraf vermemeleri ve siyah-beyaz klipleriyle birlikte oldukça özgün bir projeydi. Ancak her şeyin ötesinde, grubun ilk albümü I Love You. (2013) gerçekten de baştan sona mükemmel bir işti: Atmosferik altyapıların üstünde sade enstrüman kullanımları ve muazzam bir şarkı yazarlığının sonucuydu bu. Albümü özellikle gece 12’den sonra loop’a almaktan da kesinlikle bıkmıyorduk. Vokal Jesse Rutherford’un sakin ses tonu ve ilişki günlüğü tadındaki şarkı sözleri birleştiğinde de ortaya hiptonize edici indie-pop rock işleri çıkıyordu. Grup, 2 yıl sonraki Wiped Out! albümlerinde kalite anlamında biraz vites düşürse de yine aynı paralellikte yol aldı.


            2018’de kendi isimlerini taşıyan albümle geri dönen topluluk, bu sefer “aşırı elektronik olma bataklığı”na düşmüş gözüküyor. Klavyelerin ve elektronik altyapıların fazlaca kullanılması kesinlikle olumsuz bir durum değil; esas sıkıntı, bu bataklığa düşen grupların hepsinin tembelleşmesi. Bu anlamda Rutherford, sanki bir solo albümü yapmış gibi. Halbuki grubu başarıya uçuran iki kanadı vardı: Biri Rutherford, diğeri de grubun geri kalanı. Tabii ki böyle de olabilir durum gayet doğal; ancak albümün adı aynı zamanda grubun adı (!) ve hatta Rutherford zaten 2017 Kasım’ında bir solo albüm yayımladı. & isimli bu ilk solo albümü de bolca aşırı basit elektro-pop ve r&b ögeleri içeren tembel bir kayıttı.


            The Neighbourhood albümü, gerek solo albümlere benzemesi gerek de aşırı basit elekronik altyapı tembelliğinden grubun şimdiye kadarki en orta düzey işi gibi gözüküyor. Özellikle albüm kapağından bile görüldüğü üzere 5 (beş) kişi olan bu grubun enstrüman kullanımındaki özensizliği ilginç. Hatta bazı parçaların altyapısı, sadece metronom sesi gibi. Ancak her şeye rağmen, şöyle basları doya doya dinleyebildiğimiz, gitarları ve davulları hissedebildiğimiz işler de yok değil. Albümü de çoğunlukla onlar kurtarıyor. Hatta bu, bir “albüm”den de öte, eski EP’lerindeki parçalardan bolca bulunduğu için bir mixtape gibi bir kayıt. Yine de grubun her zamanki o karanlık tarzı korunuyor ve bunu bu sefer elektro-pop ve synth-pop şeklinde görüyoruz.


            Sadderdaze, albümün açık ara en başarılı parçalarından biri. Özellikle, ortalarındaki keman kullanımı, şarkıdaki bütün duyguyu yanıstmaya yetiyor. Bunun yanında, Rutherford’un ünlü olma yolculuğunu anlattığı şarkı sözleri de dikkat çekici. “Saturdays are not the same as they used to be. Sadder days, why do they keep on using me?” sözlerindeki “saturdays” ve “sadder days” kullanımı da tıpkı önceki albümdeki Prey’de gördüğümüz “pray” ve “prey” kelime oyunu gibi tatlı bir ayrıntı. Bunun dışında, Reflections da gruptaki diğer 4 elemanın ne işe yaradığını bizlere gösterebilen bir başka parça. Grubun en büyük işi Sweater Weather’ı andıran beat’lerin yanında, özellikle basların parçayı alıp götürmesi sizi hemen kendine bağlıyor.


            Bir başka bas güzelliği Nervous da kırılgan vokalleriyle albümün en akılda kalan işlerinden biri. Grubun eski albümlerinden çıkma bir şarkı gibi bu. Peki grubun bu yeni aşırı elektro olan beat tembeli halinden hiç mi sağlam işi yok? Rutherford gibi bir şarkı yazarıyla mümkün değil tabii: Synth’leri kendine çok yakıştıran Scary Love ve albümün açılışını yapan “nakarat şarkısı” Flowers başarılı örnekler. En önemli örnek olan Stuck with Me ise doğru yerlerde synth kullanımı ve “You are stuck with me. So I guess I'll be sticking with you.” outro’suyla kalpleri fethetmeyi başarıyor. Özetle, içinde yıllar sonra da dinlenilecek -maksimum- 2 ya da 3 parça olan ve daha çok mixtape özellikli bir solo albümü bu. Grubun hayranı değilseniz, bu kayıtla çok meşgul olmayın; ama kesinlikle I Love You. albümüne zamanınızı ayırın!

Kaynak: 1

17 Aralık 2015






Büyüme Zamanı

The Neighbourhood- Wiped Out!

7/10






2011’de kurulan Amerikalı topluluk The Neighbourhood, henüz ilk albümüyle ismini birden dünyaya duyurdu. Grubun “I Love You.” (2013) isimli bu albümleriyle yaratmış olduğu “karamsar ve atmosferik tarz”, Rolling Stone dergisinin deyimiyle grubun muadili diğer sanatçılardan en büyük farkı. Bu orijinalliği sağlayan ise 91’li vokal Jesse Rutherford’un kendine özgü sakin vokalleri, basit ama etkili şarkı sözleri ve müzikal altyapının sadeliği. Aslında kimilerine göre bu sadelik ve basitlik, renkli fotoğraf vermeyen grubun ilgi çekici imajıyla birleşince ortaya pazarlama harikası bir “Tumblr gençliği idolü” ortaya çıkıyor. Bu tamamen grubun müziğine önyargılı yaklaşmak ile alakalı. Alternatif rock, indie pop ve yer yer hip-hop sentezli bu müzik, yeni bir şeyler arayan her müziksevere hitap edecek bir türe sahip. Grubun başarılı ilk albümünde ve çıkardığı EP’lerde dinlemesi oldukça keyifli bu gece şarkıları, herkese tavsiye edilebilir: Her ne kadar özellikle ikinci single “Sweather Weather” grubun piyasadaki en büyük hiti olarak ön plana çıksa da “I Love You.” albümünün tamamı, baştan sona her bir parçası kesinlikle sevilmeye değer.





               Grup ile ilgili önemli bir nokta ise üretilen parçaların, hatta istisnasız olarak hepsinin aslında Rutherford’un günlüklerinin bestelenmiş halleri gibi durması oluyor. Bu parçalar, şarkı sözlerinin bireyselliği ve duyguları açık ifadelerle doğrudan dinleyiciye aktarmasıyla bizleri grubun vokalinin özel hayatına 3-4 dakikalığına konuk ediyor: İlk albüm, Rutherford’un 17 yaşından beri birlikte olduğu, ismini de boynuna dövme yaptırdığı şarkıcı Anabel Englund ile olan ilişkisini ve “I Love You.” başlığıyla da haliyle ona olan bağlılığını anlatıyor. Ertesi yıl, 2014’te çıkarılan mixtape’lerinin “#Icanteven” isimli single’ında ise “Just got cheated on, no it's not my day” ve “Shame on me, you fooled me twice” dizeleriyle ise Englund’ın kendisini ikinci kez aldattığını ve bu yüzden ilişkilerinin bittiğini ifade ediyor. Hatta bunlarla birlikte, grubun 2015’te Ekim sonunda piyasaya sürülen ikinci albümü “Wiped Out!”, başlığı ile Englund’un isminin (Rutherford, artık Devon Carlson isimli eski bir arkadaşıyla ilişkide olduğu için) artık silinip çıktığını ve bu süreçte de bir de babasını kaybeden Rutherford’un içinde bulunduğu ruh halini yansıtıyor. Fazla magazinsel gözükse de bu bilgiler, grubun yaptığı müziği net bir şekilde etkiliyor. Bu anlamda aslında The Neighbourhood’un bir grup yapısından çok solo projeyi andırdığı söylenebilir.


Soldan sağa: Lise yıllarındaki Rutherford ve Englund / Yaklaşık 6 yıl sonra yine aynı ikili / Rutherford & Carlson


“Wiped Out!”, böylelikle ilk albüme göre daha konsept bir kayıt olarak karşımıza çıkıyor. Albümün açılışı, Rutherford’un babasına ithafen 30 saniyelik sessizlikle yapılırken sonraki parça “Prey” ile birlikte grup, ilk albümdeki sound’a benzer bir tarzla yol alıyor. Kelime oyunları (“I feel like prey, I feel like praying”) ve gitarlarıyla dikkat çeken şarkı, albümün öne çıkanlarından. Ardından gelen “Cry Baby” de akıp giden temposuyla albümün değerli parçalarından biri. “I know I'll fall in love with you, baby. And that's not what I wanna do” gibi dizelerle Rutherford, yeni ilişkisine başlamasındaki tereddütleri anlatıyor. Albüme adını veren “Wiped Out!”ta ise sadece ikinci bölümündeki karışık tempolu enstrümantal bölüm rahatsız ediyor. Parça, liseden kalma ilişkinin bitmesi ve babanın ölmesi ile birlikte bu yüzden albümün konseptini oluşturan “büyüme” evresiyle ilgili.




Ardından gelen parça albümün kapağı olan “The Beach” ise en başarılı işlerden biri olmuş. Özellikle nakaratın vuruculuğu dikkat çekerken, “I've been callin' you "friend," I might need to give it up” gibi birçok basit sözle ifade edildiği gibi bu şarkı da Rutherford’un eski dostu-yeni kız arkadaşı hakkında. Hatta “Single” parçasında, kızın babası bile (Dave Carlson) şarkı sözüne dahil olmuş (“I'm sorry Dave, I never meant to hurt your baby girl.”). Grubun kendine özgü bu söz yazarlığı devam ediyor. Bunun dışında, şarkıcının kendi babasının ardından kaleme aldıkları; “Daddy Issues” ve ilk single “R.I.P. 2 My Youth”, yine albümün konsepti olan olgunlaşma ile ilgili fena olmayan işler. Genel olarak bakıldığında ise, albümün ilk albümlerinin başarısının ve bütünlüğünün altında kaldığı çok açık. Grubun her şeyi, Jesse Rutherford’un özel hayatındaki olumsuzlukları günlük yazar gibi dinleyiciye aktarmasının bu defa başarılı olup olmadığı tartışılabilir. Belki de bu kadar olay sonrasında kabuğuna çekilip kendisine biraz zaman ayırması, grubun ileride daha eli yüzü düzgün parçalar çıkarmasını sağlayabilirdi. Her şeye rağmen “Wiped Out!”, belli parçalara zaman ayırmaya değer bir albüm.