noel gallagher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
noel gallagher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2019



Hiçbir Zaman Ölmeyecek Bir Şaheser

Oasis- Wonderwall


Kaynak: Wannart



Wonderwall Nedir?

“Kendini sürekli onu düşünürken bulduğun ve tam anlamıyla sırılsıklam aşık olduğun biri” (Urban Dictionary)

“Bir gün gelip seni kendinden kurtaracak olan hayali bir arkadaş.” (Noel Gallagher)

 “Sadece güzel bir kelime işte!” (Liam Gallagher)

Wonderwall kelimesinin bu üç önemli kaynağa göre anlamları bunlar! İngiltere’nin 90’lı yıllarının Brit-pop ikonları Oasis’in liderleri olan Noel ve Liam Gallagher kardeşlerin karakterlerinin ne kadar farklı olduğunu aslında yukarıdaki açıklamalarda bile görebiliyoruz.

25 Şubat 2018





Oasis'in İnsan Irkını Kutsadığı Albüm

Oasis- (What's the Story) Morning Glory?

10/10






     
      Müzik tarihinin en büyük gruplarından biri olan Oasis, aktif olduğu 1991 ve 2009 yılları arasında İngiltere’deki Brit-pop akımının öncülerindendi. Grubun beyni, şarkıların büyük çoğunluğunu yazabilecek dahilikteki gitar-vokal Noel Gallagher; kalbi ise onları eşsiz sesiyle söyleyen küçük kardeşi Liam Gallagher’dı. İçinde aksiyonu eksik olmayan bu abi-kardeş ilişkisinin yanına, alkol, uyuşturucu ve en önemlisi “Manchesterlılık” da eklenince ortaya son “gerçek” rock ‘n roll gruplarından biri çıkmıştı. İlk albümleri Definitely Maybe (1994) ile harikalar yaratmasının ertesi yılında grup, (What’s the Story) Morning Glory? albümleriyle resmen kendilerini de aştı. Hatta Noel, yıllar sonraki Rolling Stone röportajında da şu cümleleri kurdu: “Definitely Maybe, bir müzik grubunda pop star olmayı düşlemek hakkındaydı, What’s the Story ise o pop starı olmakla alakalı.”.  


    (What’s the Story) Morning Glory?, yer yer “kirli” gitarların yarattığı o serseri ve cool rock grubu havasının yanında aynı zamanda duygu yükü oldukça yüksek alternatif rock baladlarıyla da çok derin bir albüm. Hatta kısacası modern “gitar müziği” yapan herhangi bir grubun erişebileceği en üst noktalardan biri bu. Ayrıca ilk albümlerine göre çok daha nakarat odaklı düzenlemeleri ve özenli prodüksiyonlarıyla da birlikte daha fazla kitleye hitap edebilen bir yapıya sahip. Düşünün: O zamanların dünya müzik listelerinde trap-pop-r&b yerine bu tarz alternatif, sağlam ve derin işler bulunuyordu. Albüm, şimdiki çoğu modern rock eserleri gibi günü kurtarmaya yönelik değil; çıktıktan 23 yıl sonra bir Türk kültür / sanat dergisinde bile incelemesi yapılan bir şaheser.



            Albümü açan Hello, ilk girişi bu kaydın en büyük hitinin başındaki akorlar olsa da ters köşe yapıp bir anda farklılaşan ve dinleyiciyi kendine bağlayan enerji patlaması bir parça. Liam’ın vokal performansının özellikle canlı hallerinde zirvelerinde olduğu eserlerden olan şarkı, Noel’in kalemi sayesinde tam bir şarkı söyleme şovuna dönüşüyor: “We live in the shadows and we had the chance and threw it away. And it's never going to be the same, cause the years are falling by like the rain” gibi sözleri, albüme basit ama etkileyici bir giriş yapıyor. Roll with It ise grubun konserlerinde sıkça çaldığı şarkılarından biri oldu ve bunu da Noel şöyle ifade ediyor: “Bu şarkı, basit bir rock ‘n’ roll parçası ve sağlam bir şekilde iyi.”


            Oasis kelimesi bir yerde geçtiğinde ardından % 90 gelen diğer bir kelime olan Wonderwall isimli bu olağanüstü eser ise hakkında sabahlara kadar konuşulabilecek bir şarkı. Noel’in ilk eşi Meg Matthews’a ithafen yazdığı şarkı, aslında ismindeki ilhamı da George Harrison’ın ilk solo işi olan 1968 yapımı Wonderwall filminin soundtrack’i Wonderwall Music’ten alıyor. Buraya kopyalamamıza gerek olmayacak kadar çok iyi bilinen muazzam sözlerinin yanında bestesi de unutulamayacak bir karaktere sahip: Parçanın akorları, akustik gitar öğrenmeye yeni başlayan çoğu müziksever için vazgeçilmez bir başlangıç noktası. Özetle bu eser, sırf onu çalabilmek için bile gitar öğrenebileceğiniz bir değerde olan, müzik tarihinin en güzel şarkılarından biri.


            Don’t Look Back in Anger, Noel’in Rolling Stone dergisine verdiği röportajında ifade ettiği üzere “hiçbir manası olmasa da gayet güzel bir şarkı”. Tabii ki bu, şarkının yazarının kendine has o Manchester üslubuyla olan görüşü. Ancak biz müzikseverler için ise durum farklı, bu şarkı tam anlamıyla bir marş: Gerek Oasis gerek de Noel Gallegher’s HFB konserlerinde her zaman hep bir ağızla söylenen şarkı, Manchester saldırısı gibi çeşitli organizasyonlarda da birleştirici bir unsur görevi üstleniyor. İnsanı adeta alıp götüren nakaratıyla kalplere kazınan parça, grubun en değerli işlerinden biri.

            Some Might Say, adeta umut dolu siyah çerçeveli motivasyon tablolarında vurgulanan ifadeler gibi sözlere sahip: “Some might say that sunshine follows thunder. Go and tell it to the man who cannot shine.” Bütün parçada hissettiğimiz o umut dolu sözlerin yanında Liam’ın hafif buruk ses tonu da şarkıya eşsiz bir hava katıyor. Morning Glory ise nakaratında Noel’in arkadan “Well” diye bağırışı ve ardından Liam’ın albümün adını haykırışıyla akıllarda yer eden ve resmen enerji pompalayan gitarlara sahip şahane bir şarkı.


            Albümün son şarkısı Champagne Supernova, dalga sesleriyle açılan ve grubun en derin işlerinden biri haline gelmiş unutulmaz bir hiti. Noel, parçadaki “Where were you while we were getting high?” sözünün, grubun içinde sürekli birbirlerine sordukları bir soru kalıbından geldiğini ifade ediyor. Ayrıca, albümün genişletilmiş versiyonunda da gizli bir “Morning Glory 2” albümü yatıyor: Talk Tonight, Acquiesce, Cum On Feel the Noise ve tabii ki The Masterplan gibi gizli hitler burada bulunuyor.


Gallagher kardeşler, tıpkı yıllar sonra NME Awards’da ayrı ayrı aldıkları Godlike Genius ödülü gibi dahice bir işe imza atıyor. Hatta bu kayıt, Oasis’in biz insan ırkını kutsadığı bir albüm; çünkü içinde sınırsız ilahiler ve sonsuza kadar yaşayacak marşlar var. Bu albüm bir başyapıt, bir Magnum Opus ya da aslında nasıl isterseniz öyle sıfatlandırın çünkü şu bir gerçek ki bu albüm tarihin bir parçası. Hatta “Müziğin beşiği” olan İngiltere’de The Beatles’ın Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band’i ve Queen’in Greatest Hits’inin ardından da tarihin en çok satan 3. albümü. Brit-pop’un, Manchester’ın, İngiltere’nin ve de tüm dünyanın tarihinde yer alan kusursuz bir sanat eseri. Need a little time to wake up!

8 Aralık 2017

      




Oasis Birleşmesin Dedirten Muazzam Albüm:

Noel Gallagher's HFB - Who Built the Moon?

8,5/10







   
  Oasis ile özellikle 90’lı yıllarda müzik piyasasına resmen hükmettikten sonra 2009 yılında grubu dağıtmasının ardından yoluna tek başına devam eden bir müzik dahisi Noel Gallagher. Sanatçı, Oasis’in bütün parçalarının neredeyse yüzde 99’unu tek başına yazıyordu. Hatta bu nedenle de kendisine “şef” lakabı verilmişti. Gruptan sonra da hikayelerini “yine” başka bir grup adı altında anlatmaya devam etti: 2011’de Noel Gallagher's High Flying Birds isimli ilk albüm, beklentileri oldukça karşılayabilen bir kayıttı. The Death of You and Me, If I Had a Gun... ve Everybody's on the Run gibi hitlerine sahip olan albüm, ilk Beady Eye kaydıyla birlikte Oasis özlemine ilaç gibi gelmişti. Tam 4 yılın ardından Gallagher, ikinci kayıt Chasing Yesterday ile yine bildiği sularda yüzmeye devam etti: Ballad of the Mighty I, In the Heat of the Moment ve The Dying of the Light gibi parçalarla kendisine yakışan bir albüm daha yapmış oldu.


            2017’de ise yılın en başarılı işlerinden biri olan küçük kardeş Liam Gallagher’ın As You Were albümünün ardından standartların yükselmesiyle Noel’in işi zorlaşmıştı. Ancak tıpkı 2011’de Beady Eye’a karşı yaptığı gibi şef, bu yıl da kardeşine en güzel cevabı bir albümle veriyor: Who Built the Moon? isimli üçüncü stüdyo albümü ile sanatçı, müziğindeki sınırları bu sefer oldukça genişletmiş. Bu parçaların tarzına da kendi söylemiyle “cosmic pop” ismini veriyor. İlk albümlerde ise tarz olarak genellikle alternatif rock sınırları hakimdi. İkinci kayıttaki The Right Stuff başta olmak üzere birkaç parçada kullanılan psychedelic rock ögeleri, bu üçüncü albümle birlikte artık iyice müziğin odağına oturtuluyor. Tabii ki bunu yaparken de Gallagher, Oasis’in ilk üç albüm sonrası çoğu başarısız olan psychedelic kafalarından ders almışa benziyor.



            Albüm kapağında eşi Sara MacDonald’ın bulunduğu bir fotoğrafı kullanmış müzisyen, parçalarında da aralarındaki aşkı şarkı sözleriyle birçok kez açıkça ifade ediyor. Bunun yansıması olarak da sanatçının bu kayda özenle yaklaştığı söylenebilir. Neredeyse her şarkıya ayrı ayrı aşırı özen gösterilmiş. Böylece birçok ufak ve tatlı ayrıntı ortaya çıkmış: Örneğin, She Taught Me How to Fly’ın Jools Holland performansında makas çalan bir müzisyen var. Evet, bildiğiniz makas. Parça ise adından ve sözlerinden de anlaşılabileceği gibi daha önce değindiğimiz aşk dolu işlerden biri. Albümün en güzellerinden olan şarkı, tarz olarak tam Blondie ve New Order gruplarının karışımını yansıtıyor. Bu farklılıkta High Flying Birds’e 2017’de katılan emektar Oasis gitaristi Gem Archer’ın gitarlarının da payı var. Bunun yanında nakarat öncesindeki davullar da parçanın önemli bağlayıcılarından olmuş. Ayrıca bizim için ilginç olan bir ayrıntı da şu: Emre Ramazanoğlu isimli müzisyen / prodükör, bu parça dahil 4 parçada davul çalmış ve bazı parçalarda programlama yapmış. Önemli bir CV’ye de sahip olan sanatçının başarılarının sürmesini diliyoruz.



            Albüm açılışını yapan Fort Knox, ismini ABD’nin altın rezervlerini topladığı üsten alıyor. Şarkı da gerçekten altın değerinde: Gallagher’ın şimdiye kadarki en psychedelic işlerinden olan parça, usul usul ilerliyor ve dinleyiciyi “You gotta get yourself together” bölümünde kafasından vuruyor. Ardından gelen Holy Mountain, albümün de aynı zamanda ilk single’ı. Gerçekten de tam bu doğrultuda bir şarkı; çünkü flütleriyle ve nakaratıyla ilk dinleyişte akılda kalan tempolu bir eser. Noel’in kankası olan efsane İngiliz müzisyen Paul Weller da şarkıda org çalmış. Ayrıca parça ilk yayımlandığında, “She fell, she fell, right under my spell” ile başlayan nakaratıyla da internette olay olmuş; parçanın bu kısmı unutulmaz Ricky Martin hiti She Bangs’e benzetilip dalgaya alınmıştı.
            It’s A Beautiful World, Noel’in verdiği bir röportajda ifade ettiği üzere albümündeki en sevdiği şarkı. Birçok müziksever de bu görüşe rahatlıkla katılabilir. Ayrıca sanatçının yine kendi ifadesiyle parça, dış görünüşünün aksine optimist bir iş değil; şarkı sözlerinde sarkastik bir üslup kullandığını söylüyor. Sözlerin dışında beste açısından ise şarkı orijinal enstrümantal altyapılar içeriyor: Nakarata gelindiğinde sanki Peter Pan’in Tinker Bell’deki peri tozundan çocuklara dökmesi sesi duyuluyor. Sonrasını ise biliyorsunuz, hep beraber uçuyorlar. Bu anlamda şarkı da tekrar tekrar sıkılmadan dinlenebilecek bir iş olmuş. Bunun yanında da sonlara doğru ise bahsettiğimiz “makasçı” kadının bu sefer de sesini duyuyoruz: Charlotte Courbe isimli bu Fransız kadın, “C’est juste la fin du monde” ile sonlandırdığı bölümünde özetle, dünyanın sonunun geldiğinin mesajını insanlara iletiyor.



            Be Careful What You Wish For, Beatles-vari ritmiyle dinleyeni doğrudan yakalayan bir şarkı. Sanatçı, kendi ifadesiyle buradaki sözlerde başta kendi çocukları olmak üzere bütün diğer çocuklara ün, şöhret ve uyuşturucu gibi konular için dikkatli olmalarını söylüyor. Bunun yanında kadın vokaller de cidden çok başarılı. Albümdeki iki enstrümantal parça olan Wednesday Part 1 ve Part 2 ise gitar melodisiyle gerçekten beyin rahatlatan acayip özenli bir iş olmuş. Albüme böylece daha da bir derinlik katılmış. Ayrıca albüme kısmen adını veren The Man Who Built The Moon ise özellikle klavyeleriyle ilk kayıttaki Everybody’s On the Run’ı uzaktan anımsatan bir karaktere sahip başarılı bir şarkı.



            Belki de kaydın unutulmazlarından biri haline gelecek olan, canlı canlı dinlediğimiz ek parça Dead in the Water ise gerçekten acayip değerli bir iş olmuş. Daha henüz Noel parçanın başında sözlere girdiği an bunu anlayabiliyorsunuz; bu bir hit. Bununla birlikte hikayesi de ilginç: Sanatçı, bu albümden birkaç yıl önce Dublin’de bir radyo yayınına katılır. Yayın ertesinde stüdyodakiler müzisyenden bir parça daha çalmasını rica eder. Noel de henüz birkaç gün önce yazdığı bu parçayı orada öyle “kendi kendine” çalar. Daha sonra üçüncü albümü hazırlığında kayda hangi bonus şarkıyı ekleyeceğine karar veremeyen Gallagher’a bu şarkı önerilir. O da parçayı çaldığı an stüdyonun bunu kaydettiğini bilmediğini söyler; ancak durum öyle değildir. Dublin’dekilerden parçanın kaydına ulaşılır ve sanatçı, performansını ağzı açık bir şekilde dinler. Resmen kendi kendine çalıp söylediği bu özel şarkıyı kesinlikle doğrudan albüme koyacağını söyler. İşte albüm genelinde ise bu tarz küçük ve anlamlı ayrıntılarla bezenmiş bir eserler bütünü var karşımızda. Özetle gerçekten Oasis tekrar birleşmesin dedirten muazzam bir kayıt bu. Neredeyse her şarkısının yeri ayrı olan ve samimiyet kokan bir albüm. Bu yüzden kesinlikle baştan sona bir bütün halinde dinleyin, dinlerken de en yükseklerde uçun!




15 Mart 2015






Yine Yüksekten Uçan Bir Tanrı

Noel Gallagher’s High Flying Birds- "Chasing Yesterday"

8/10








Müzik tarihinin en büyük rock gruplarından Oasis, 2009 yılının ağustos ayında ani bir kararla dağılınca, grubun kurucu kardeşleri Liam ve Noel Gallagher'ın yolları da böylelikle ayrılmış oldu. Liam, aynı yıl kurduğu gruba “Beady Eye” gibi Lennon saplantısını adeta resmileştirecek bir ad bulmuş ve Oasis'teki arkadaşlarıyla yola devam etmiş, 2 yıl sonra da “Different Gear, Still Speeding“ adlı albümü yayınlamıştı. Beklentilerin altında kalan bu ilk albümün sonrasında ise "BE" albümüyle nispeten daha başarılı bir kayıt yayımlayan grup, 2014'ün ekim ayında Liam'ın Twitter'dan açıklamasıyla dağıldığını duyurdu. Bu gelişmelere rağmen diğer tarafta ise bambaşka bir görüntü vardı: Noel Gallagher da grubu dağıttıktan sonra bir solo albüm hazırlığı sürecine girdi ve 2011 yılında çoğunu önceden biriktirmiş olduğu 10 şarkıyla müzik dünyasına geri dönüş yaptı. Tek başına olmaktansa canlı performanslarında ona eşlik edecek müzisyenleri de resmi anlamda projeye katarak "Noel Gallagher’s High Flying Birds" grup adıyla kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Grupla aynı adı taşıyan albüm de piyasaya sürüldüğü andan itibaren inanılmaz bir başarı yakaladı (İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Daily Telegraph'ın albüme 5/5 yıldız vermesi, dünyaca ünlü Rolling Stone dergisinin okuyucuları tarafından albümün yılın en iyi albümleri listesinde 9 numarada kendi yer bulması gibi) ve tabii bu albümdeki parçalar da en az eski Oasis hitleri kadar benimsendi. İki tarafın arasında bu kadar net bir farkın olacağı ise, daha Oasis zamanlarından bile belliydi desek yanlış olmaz: O dönemde de grubun neredeyse bütün parçalarının söz ve müziklerinin yazarı büyük kardeş Noel Gallagher'dı. Grup, aslında High Flying Birds gibi onun solo projesi gibiydi; ancak tabii vokallerin çoğunda o karakteristik sesiyle Liam'ın olması, imaj olarak onu biraz daha arka plana atıyordu. Yine de bu birlikteliğin sayesinde yeni bir "John & Paul" görüntüsü çizen kardeşler, Liam'ın Oasis'i Oasis yapan harika vokalleri ve  Noel'in şarkı yazarlığının adeta dahilik derecesinde olması (NME dergisi de 2012 yılında “Godlike Genius” Ödülü ile Noel’i bu alanda fazlasıyla onore etmişti) ile birlikte birçok kesim tarafından resmen yeni Beatles olarak lanse edilmişlerdi. Grup dağıldıktan sonra da bu nedenlerle Noel'in işlerinin yolunda gideceği belliydi.




Noel, ilk albüm sonrasında "Amorphous Androgynous (The Future Sound of London)" isimli elektronik müzik grubuyla kayıtlar yapmaya başladı ve bu kayıtların sonucunda da ikinci albümünü onlarla birlikte hazırlamaya karar verdi. Bu süreçte Noel, özellikle NME Dergisi'ne verdiği röportajlarda albüm çalışmalarının istediği gibi gittiğini ve Oasis dönemine göre çok farklı tatlarda parçaların ortaya çıkacağını açıkladı. Hatta şarkıların Pink Floyd'un "Dark Side of the Moon"u tarzında olduğunu ve psychedelic türüne daha yakın işler yapacağının sinyallerini verdi. Noel, bu sırada da "Songs from the Great White North..." isimli 3 parça ve bir remix'ten oluşan EP'yi çıkardı. Bu gelişmelere rağmen daha sonra yaptığı açıklamalarda ise ikinci albümden çıkan parçaların gayet iyi olduğunu ancak bunları yayımlamaktan vazgeçtiğini söyledi. Bunun sonrasında ise "High Flying Birds"in ikinci albümünü çıkaracağını söyleyen sanatçı, efsanevi "Abbey Road" ile "Strangeways" Stüdyolarına kapandı, 2015'in şubatında ise ikinci solo albümü "Chasing Yesterday"i müzikseverlere sundu.




Albümde ise yine resmen "boş yok", parçaların hepsi birbirinden özenle işlenmiş, sanatçı yine harika eserler sunmuş: "In the Heat of the Moment", albümden çıkan ilk single olurken, Noel'in şarkıda "Nana nana naaa" diye çılgınlarca bağırması ise yeni albümün resmen ilk şaşırtıcı sürprizi oldu. Sırf bu nedenle parça, ilk dinleyişte akıllara kazınıyor. "Spin" dergisi de şarkının tarzını "Definitely Maybe" dönemine benzetmiş,  gerçekten de klasik bir "Noel Gallagher tarzı vurucu nakarat"la da gayet eğlenceli bir çıkış şarkısı olmuş. Şarkının arka yüzündeki "Do the Damage" ise kliplenen ikinci parça oldu. Klip için pozitif yorum yapmak zor ama şarkı gayet başarılı. İkinci single olarak ise, The Smiths'in efsane gitaristi Johnny Marr katkılı "Ballad of the Mighty I" yayımlandı. Albümün son parçası olan şarkı gerçekten de Noel'in bir röportajında dile getirdiği gibi "Marr sayesinde en iyi şarkılarımdan birini yazdım." sözünün hakkını veriyor ve "If I gotta be the man who walks the earth, I'll find you" nakaratını da kısmen anlatan ilginç klibiyle de dinleyeni hemen kendisine bağlıyor. Gallagher her zamanki şarkı yazarlığını konuşturmuş. Marr ise özellikle parçanın solosu ve sonundaki gitarlarıyla üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. İnsanın parçayı tekrar tekrar dinleyesi geliyor.




Albümün açılışını yapan ağırbaşlı hit "Riverman", özellikle çok başarılı düzenlemesi ve soloları ile hemen dikkat çekiyor. Gerçekten de şarkı, Gallagher'in yazdığı en olgun parçalardan biri. Bu anlamda tarz olarak "The Masterplan"ı andırıyor.  Bu arada sanatçı, röportajlarında kendisinin de albümdeki favori parçasının bu olduğunu ifade ediyor. Albüm öyle bir parça ile açılıyor ki ondan sonraki bütün parçalar adeta akıp gidiyor. Üstelik art arda gelen üç parça var ki adeta Oasis dönemine, o albümlere aitler: "The Girl with X-Ray Eyes", vurucu Noel baladı nakaratıyla hemen kendini sevdirirken ardından gelen enerjik parça "Lock All the Doors"da ise resmen "Morning Glory"i ya da "Rock n Roll Star"ı dinliyormuş gibi oluyorsunuz. Hemen ertesinde gelen "The Dying of the Light" ise yine tipik bir Noel baladı. Hatta "Don't Look Back in Anger" etkisine yaklaşıyor denilebilir. Ardından gelen "The Right Stuff" ise "Amorphous Androgynous" ile yapılan çalışmalardan biri. Progresif yapı, Noel'in brit-pop tarzı ile birleşince ortaya cidden çok başarılı bir iş çıkmış. Kadın sesli geri vokaller, jazz-vari enstrüman seçimleri ve gitar soloları da parçaya ayrı bir derinlik katmış. Sonrasında gelen "While the Song Remains Same", albüm adı "Chasing Yesterday"i de içeren gayet başarılı başka bir Noel parçası. Bu albüm adıyla da Noel, büyük ihtimalle eski Oasis dönemini kendisinin hala devam ettirdiğini ifade ediyor. Bir sonraki parça "The Mexican"da ise bir klasik rock riff'i üzerinden yürüyen Gallagher, albüme son anda koyduğu bu parçayı, tempoyu artırdığı finaliyle dinleyiciye iyi ki bu şarkıyı eklemişsin dedirtiyor. Yüksek tempolu "You Know We Can't Go Back" ile de müzisyen büyük ihtimalle önceki eşi ya da ilişkilerine bir mesaj gönderiyor. Albümün "deluxe" versiyonunda ise "Revolution Song" ile sanatçının çok önceden konserlerinde çalmaya başladığı parça "Freaky Teeth" de bulunuyor.



İlk albüm gibi genellikle pozitif eleştiriler alan "Chasing Yesterday"in yılın rock albümlerinden biri olacağı kesin. Parçaların kalitesi ve düzenlemelerin de neredeyse kusursuzluğu dinleyiciyi mutlu edebilir; ancak  "Beady Eye"ın da dağılmasıyla Noel Gallagher'dan beklentiler cidden çok yükseldi. Bunun sonucunda da Gallagher, ilk albümün altında kalmamış olmasına rağmen bu albümde çıtayı daha da yükseltebilirdi. Gerçi zaten bundan daha da yukarısı artık "klasik bir albüm" olarak nitelendirilir. O yüzden istenilen çok da kolay değil; yine de daha önce bunu Oasis ile birçok defa başarmış olan müzisyen, kariyerinin artık olgunluk döneminde yine bunu başarabilir. Bir sonraki albümü şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz -başta Maradona'nın, İngiliz basınının ve tabii dünyadaki tüm hayranlarının da ona hitabıyla-  Noel "The God" Gallagher!







2 Mart 2014


Oasis Sonrası Yepyeni Bir Sayfa

Noel Gallagher’s High Flying Birds

8/10






2009 yılının ağustos ayı, İngiliz müzik tarihi için belki de hep çok önemli bir yere sahip olacak; fenomen brit-pop grubu Oasis’in dağıldığı tarih bu. Aradan 5 yıl gibi bir süre geçmesine rağmen hala “belki de” dememizin en büyük sebebi ise tabii ki de aynı zamanda grubun her şeyleri olan Noel & Liam Gallagher kardeşler. Yakın geçmişteki skandallardan da anlaşılabileceği gibi Gallagherlar her türlü çılgınlığı yapabilir ve bu yüzden grubun sansasyonel ayrılıktan sonra tekrar bir araya gelmesi bile mümkün. Hatta son olarak kardeşlerin aralarındaki buzların eridiği ve birlikte memleketleri Manchester’da “Champagne Supernova” adlı bir bar açmayı planladıkları konuşuluyor. Bu söylentilerin doğruluğu tabii ki tartışılabilir ama şöyle bir gerçek var ki basın neredeyse her röportaj ve söyleşide hala Noel’e bir “geri dönüş” olasılığının olup olmadığını soruyor, hala. Özellikle Liam cephesinin, yüksek beklentileri tam anlamıyla karşılamayan Beady Eye projesinden sonra bu olası geri dönüşe kesin gözüyle bakacağı söyleniyor. Ne olacağını kestirmek mümkün değil ama hala dünyaca ünlü bu “çağ kapatan” grubun tekrar bir araya gelip sahneye çıkmasını ve yeni kayıtlar yapmasını kim istemez!




Dağılmanın ardından Liam aynı yıl, kurduğu gruba “Beady Eye” gibi Lennon saplantısını adeta resmileştirecek bir ad bulup eski arkadaşlarıyla yola devam etmiş, 2 yıl sonra “Different Gear, Still Speeding “ adlı albümü yayınlamıştı. Genel olarak çok fazla eleştirilse bile “The Roller” ve “Four Letter Word” gibi başarılı parçalar barındırmıştı bu albüm; ancak Noel’in eksikliği bestelerde ve vokallerde rahatlıkla hissedilebildi. Geçen yıl çıkan ikinci albüm “BE” ise melodik yapısı ve şarkıların kalitesiyle grubun genel anlamda fazlasıyla gelişmiş olduğunu gösterdi. Albümün neredeyse her şarkısı gerçekten ortalama bir hit potansiyeli taşısa da yine de daha önce Oasis tadı almış çoğu müziksever için hala büyük bir eksiklik söz konusuydu. Bu eksikliğin ise tek karşılığı, grubun söz ve müziğinin çok büyük bir bölümünün, aynı zamanda kendine özgü naif vokallerin ve gitar sololarının da sahibi olan yegane kişi olmasıydı: Noel Gallagher.

           Noel, grubu dağıttıktan sonra bir solo albüm hazırlığı sürecine girdi ve iki yıl sonra çoğunu daha önceden biriktirmiş olduğu 10 şarkıyla müzik dünyasına geri dönüş yaptı. Tek başına olmaktansa canlı performanslarında ona eşlik edecek müzisyenleri de resmi anlamda projeye katarak Noel Gallagher’s High Flying Birds grup adıyla kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Grupla aynı adı taşıyan albüm de böylece müzikseverlerin beğenisine sunuldu.
            Albüm, açılışı klibinde Noel’in bir taksiciyi canlandırdığı ve The O.C.’den tanıdığımız ünlü oyuncu Mischa Barton’un da oynadığı “Everybody's on the Run” ile yapıyor. Parça özellikle melodik yaylıları ve Gallagher’ın vokalinin güçlü yapısıyla dikkat çekiyor. Ardından gelen “Dream On” da özellikle vurucu nakaratıyla güçlü bir parça ve hayır Aerosmith cover’ı değil, bambaşka bir şarkı. Sonrasındaysa “If I Had a Gun” ile Noel, şarkı sözü yazarlığının ” If I had a gun, I'd shoot a hole into the sun, and love would burn this city down for you” dizeleriyle ne kadar etkili ve şiirsel olduğunu hepimize hatırlatıyor. Albümün çıkış parçası “The Death of You and Me” ise tam anlamıyla Oasis hitlerini andırmakta, hatta enerjisi ve melodileriyle “The Importance of Being Idle” ile bile karşılaştırabiliriz. Bununla birlikte çok eskiden yazılmış olduğu isminden de anlaşılabilen albümün son şarkısı “Stop the Clocks”,  etkileyici bir son olmuş. Genel olarak, Noel Gallagher’s High Flying Birds’te gerçekten hiç boş şarkı olmadığı da söylenebilir, bütün olarak rahatlıkla birçok defa dinleyebileceğiniz bir niteliğe sahip bir albüm olmuş. Özellikle de brit-pop’un eski günlerini az çok özleyen kulaklara sahipseniz bu albüm, Liam’ın grubunun albümlerine göre daha çok Oasis havasında diyebiliriz.




2011 yılının başlarında yayınlanan ilk Beady Eye albümünün hayal kırıklığından sonra Noel’in ekim ayında yayınlanan bu albümü çoğunlukla olumlu eleştiriler aldı, hatta kimilerince de en iyi post-Oasis eseri olarak adlandırıldı. İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Daily Telegraph albüme 5/5 yıldız vermiş ve ünlü yazarları Neil McCormick albümü “Noel’in Morning Glory günlerinden beri en iyi işi” olarak tanımlamıştı. Aynı şekilde de albüm, Rolling Stone okuyucuları tarafından yılın en iyi albümleri listesinde 9 numarada kendi yer buldu ve yine bunun gibi birçok dergi, yayın tarafından pozitif yorumlar aldı. Ancak asıl önemli olan, Noel Gallagher’ın bu kadar yıl sonra bile –hala- tamamen “tek başına” bu kadar kaliteli İngiliz-pop rock şarkılarına imza atabilme yeteneği; daha önce başardıklarıyla birlikte onun neden dünyaca tanınan önemli bir modern rock müzik figürüne dönüştüğünün, hatta tam bir müzik dâhisi olduğunun kanıtı. (Nitekim daha önce bireysel veya grupla aldığı sınırsız ödülün yanında son olarak NME dergisi de 2012 yılında “Godlike Genius” Ödülü ile Noel’i fazlasıyla onore etmişti.)






Albüm sonrası gelen yoğun programlı konser turnelerinin ardından ise Noel, bu yıl yeni albüm için stüdyoda olduğunu açıkladı. Klasik müzik topluluğu Rosie Danvers & Wired Strings de bu ikinci solo albüm için tarihi Abbey Road stüdyolarında bir şarkı üzerinde kayıt yaptıklarını sosyal medyadan paylaştı. Çıkış tarihi tam olarak belli olmamasına rağmen, albümün gelen bu haberler sonucunda büyük ihtimalle yakın bir tarihte yayınlanacağı, en geç ise önümüzdeki yıl raflarda yer alacağı artık oldukça kesin gözüküyor.