kurt cobain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurt cobain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2019



Sonsuza Kadar Yaşayacak Olan Şarkı

Smells Like Teen Spirit




“Mükemmel bir pop şarkısı yazmaya çalışıyordum. İtiraf etmem gerekir ki esasen Pixies’in ‘çakmasını’ yapmaya çalışıyordum. Pixies’i ilk defa dinlediğimde bu gruba o kadar bağlandım ki hemen o üyelerden biri olmak ya da en azından onları cover’layan bir grupta çalmak istedim. Yani bu yüzden biz, onların dinamizm hissini kullandık: Narinliğin ve sessizliğin ardından gürültülü ve sert olduk.”


Kurt Cobain, Rolling Stone’a verdiği röportajda malum şarkının ilhamı hakkında bu cümleleri kuruyor. (Bu arada Pixies’in özdeşleştiği film olan Fight Club’ın Where Is My Mind’ı dışında grubu deneyimlemek isteyenler, Doolittle (1989) albümüne bir uğrayabilir.)

18 Nisan 2018





Kurt Cobain'in Vedasından 1 Yıl Önceyi Anlatan Nirvana Albümü

Nirvana- In Utero

9/10






     
       5 Nisan 1994’te yaşamına son veren Nirvana lideri Kurt Cobain, henüz 27 yaşında verdiği bu kararın öncesinde o an dünyanın zirvesinde olan bir rock yıldızıydı. Nirvana trio’su, ilk kayıtları Bleach (1989) sonrasında müzik tarihini değiştiren şaheserleri Nevermind (1991) ile birlikte grunge akımını zirveye taşımıştı. Rolling Stone’a göre gelmiş geçmiş en iyi 17. albüm olan bu eser sonrası grubun gidişatı da merak ediliyordu. Bütün dünya tarafından -haliyle- beklenti içine sokulan grup, üçüncü stüdyo albümleri In Utero’yu 1993 yılında yayımladı. Aslında albüm ismi, I Hate Myself and Want to Die olacaktı; ancak grup isimdeki iğnelemenin anlaşılamayacağını düşünüp değiştirdi.


            Bu albüm ile grup, popülaritesiyle tavan yapmış ve rekor üstüne rekor kırmış Nevermind albümündeki sound’u tam anlamıyla devam ettirmiyor. Garbage’ın davulcusu olarak da tanınan Butch Vig prodüktörlüğünde efsaneleşen o albümün devamında da grup ters köşe yaparak Steve Albini ile çalışıyor. Albini, çoğunlukla alternatif / noise rock devi Pixies ile yaptığı çalışmalardan bilinen bir isim. Şuradaki röportajda da ifade edildiği üzere, Nirvana da dönemindeki çoğu büyük grup gibi bir Pixies hayranı. Bu sonuçlara bakıldığında, albümün noise, alternatif ve garage rock gibi gitarlarda aşırı özgür ve dağınık distortion efektlerinin olduğunu söyleyebiliriz.


            1993 Şubat’ında sadece 2 haftalık bir sürede bir evde kaydedilen albüm, özellikle bu hızlı hücum kayıt ve seslerin stüdyodan daha doğal gelmesi hususlarında çok hassas. Grubun o zamanki davulcusu ve şu anki Foo Fighters lideri Dave Grohl da şurada bu konuyu çok içtenlikle dile getiriyor. Albüm, piyasaya çıktığında genel olarak çok olumlu eleştiriler alsa da In Utero’nun Nevermind seviyesinde enerjik ve popüler grunge hitleri barındırmadığını söyleyen bir kesim de mevcut. Ne olursa olsun, grubun üçüncü albümleriyle yaptığı bu cesurca hamle her müzik topluluğunun başarabileceği bir durum değil: Nirvana, bu albümdeki müzik tarzıyla da zirvede kalmayı başarıyor.


            Heart-Shaped Box, albümün en özel işlerinden biri kuşkusuz. Aynı zamanda ilk single olan parça, özellikle sözlerindeki ince detaylar ve Cobain’in nakaratlardaki vokal çıkışlarıyla fark yaratıyor. Bu arada ilginç bir detay daha: Cobain, albümdeki bütün vokallerini sadece 6 saatte kaydetmiş. Parçaya dönecek olursak sanatçı, “She eyes me like a Pisces when I am weak.” ile balık burcu olduğunu vurgulayarak astroloji ile yakından ilgili rock yıldızı eşi Courtney Love’a bir gönderme yapıyor. “I've been locked inside your heart-shaped box for weeks.” gibi sözlerle de aslında daha sonra burada da belirtildiği gibi aslında şarkının adının Cobain ve Love arasındaki cinsel ilişkiye gönderme olduğu ifade ediliyor.

            Rape Me, Cobain’in de açıkça değindiği üzere tamamen bir “Tecavüz karşıtlığı” şarkısı. Çok tartışılan sözlerinin yanında, parçanın gitar riff’lerinin de grubun en büyük hiti Smells Like Teen Spirit’e göz kırpması dikkatlerden kaçmıyor. Sade yapısıyla dinleyenleri adeta yakalayan parça, albümün de en iyilerinden oluyor. Dumb ise gerçekten de oldukça açık ve optimist (!) şarkı sözleriyle daha ilk saniyesinden dinleyiciyi etkileyen bir eser. Keşke bu şarkının sözlerinin hepsini buraya kopyala-yapıştır yapabilsek! Özellikle grubun efsanevi New York konserinde parça, akustik olarak da ayrı bir değerli.


            Pennyroyal Tea ise Cobain’in bestesini tam 30 saniyede yaptığı, sözlerini ise 30 dakikada yazdığı hızlı bir güzellik. Albümün en başarılı parçalarından olan şarkı, “Give me a Leonard Cohen afterworld. So I can sigh eternally.” gibi sözlerle akıllara kazınıyor. Cobain, şurada depresif ya da hasta olduğu zamanlar -ironik bir şekilde- Cohen dinlemeyi sevdiğini söylüyor. Bir başka ön plana çıkan şarkı, Radio Friendly Unit Shifter ise isminden de anlaşılabileceği gibi hedefine medyayı almış bir eser. “What is wrong with me” nakaratı ise parçayı bir üst seviyeye taşıyan sade ama etkili bir unsur.


            Albümün kapanışını yapan All Apologies, Cobain’in eşi Love ve kızları Frances Bean Cobain'e ithaf ettiği özel bir parça. Özellikle sözleri ve verse’lerdeki vokal kullanımlarındaki iniş-çıkışlarda dikkat çeken parça, kayda olabilecek en başarılı kapanışlardan birini yapıyor. Genel olarak ise albüm, her zamanki gibi şarkı sözleri ve bestelerin yüzde 90’ında Kurt Cobain imzası olan bir iş. Sanatçının, albüm yayımlandıktan 6 ay gibi bir sürenin ardından intihar etmesi ise bu eseri ayrı bir önemli kılıyor. Her anlamda sadece “istediklerini” özgürce gerçekleştirebildikleri için grubun da en doğal sound’lu ve özgür albümü bu. Tabii ki en önemlisi ise kayıt, sözleriyle ve hissiyatıyla Cobain’in vedasından 1 yıl önceyi anlatan bir sanat eseri. Dinleyin ve Cobain’i en özgür şekilde anın!

Kaynak: 1, 2.

6 Ocak 2018






Depresyon Hırkanızla Dinleyeceğiniz 15 Grunge Performansı

Kaynak: Wannart






     
      90’lı yılların en önemli müzik akımlarından biri olarak ifade edebileceğimiz Grunge, kendisinden sonra gelen müzik jenerasyonunu da fazlasıyla etkiledi. Öfke ve hüzün karışımı bir enerjiye sahip “kirli” gitar ve vokaller, bu müzik türünü basitçe ifade edebilir. Bu unutulmaz yılları gerçekten büyülü kılan unsurlar ise şüphesiz başyapıt albümler oldu: Nirvana’nın Nevermind’ı, Pearl Jam’in Ten’i, Soundgarden’ın Superunknown’u, Alice In Chains’in Dirt’ü ve Stone Temple Pilots’un Core’u döneme damga vurdu. Depresyon hırkanızla dinleyeceğiniz bu 15 performans ile sizi de o dönemlere geri götürüyoruz.


15)  Çok kısa bir süreliğine kurulmuş olan süper-grup Temple of the Dog’un Hunger Strike parçası o dönemin en çok akılda kalan işlerinden biri oldu. Özellikle Pearl Jam efsanesi Eddie Vedder ve Mayıs 2017’de kaybettiğimiz Soundgarden / Audioslave vokali Chris Cornell’i tekrar bir arada görmek güzel bir his.



14) Grunge denildiğinde akla ilk gelen grup Nirvana’nın unutulmaz konseri olan 1992 Reading Festivali performansındaki Aneurysm ise gerçekten orijinal kayıttan daha başarılı.



13) Stone Temple Pilots’ın en önemli işlerinden olarak görülen –ve Radiohead parçası olmayan- Creep ise burada 2010 yılında bile ne kadar başarılı olabildiklerini kanıtlıyor. Vokal Scott Weiland ise bu performanstan 5 yıl sonra aramızdan ayrıldı.



12) Friends’in son bölümünde çalan bu muazzam parçanın videosu ise Pearl Jam üyelerinin de yaş aldıktan sonra acayip perfromans sergileyebileceğini gösteriyor.



11) Nirvana’nın bu efsane performansının Lithium ayağında ise özellikle nakarattaki “Yeaaaah!” bölümünde tüyler diken diken oluyor.



10) 2002 yılında henüz 34 yaşında kaybettiğimiz vokal Layne Staley’i hatırladığımız Alice In Chains’in MTV Unplugged performansı da en önemli Grunge anlarından biri.



9) Ünlü İngiliz programcı Jools Holland’ın şovunda çalan Soundgarden ise klasiklerinden biri olan Rusty Cage’i özellikle sonlara doğru şahane bir şekilde sergiliyor.



8) Pearl Jam’in Ten albümünün en derin işlerinden olan Jeremy’nin MTV Unplugged performansı ise Eddie Vedder’ın gençliğini görüp hüzünlenmemize sebep oluyor.



7) O dönemin meşhur akustik programı MTV Unplugged denildiğinde akla ilk gelen performans olan Nirvana’nınki ise bir David Bowie güzelliği olan The Man Who Sold The World’ün bu yorumuyla akıllara kazındı. Orijinali kadar güzel olan cover’lar arasında kesinlikle yer alan ve kendini defalarca dinleten bir eser bu.



6) Soundgarden’ın en büyük hiti Black Hole Sun’ın Live Earth performansı da hüzünlendiren videolardan biri. Özellikle Chris Cornell’in “Audioslave imajı”yla sahnede olması da bu videodan sonra bir Like a Stone ya da Be Yourself açma isteği uyandırıyor.



5) Pearl Jam canlı performansı denildiğinde akıllara hemen gelen konser olan Pinkpop 1992 ise Ten albümünün güzelliklerinden Alive’ın bu videosuyla da ağızları açık bırakıyor.



4) Alice In Chains’in en çok sevilen hitlerinden Man In The Box’un bu 1990 videosunda ise özellikle nakarattaki vokal performansı, parçanın albüm kaydından bir üst seviyeye çıkmasını sağlıyor.



3) Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi parçalarından biri olarak kabul gören Smells Like Teen Spirit ise bu videoda oldukça başarılı bir şekilde çalınmış olsa da hiçbir zaman “inanılmaz” bir canlı performansa sahip olmadı. Bu nedenle listemizde üçüncü sıradan kendine yer buluyor.



2) Pearl Jam’in en özel parçalarından Black ise bu unutulmaz Pinkpop 1992 konserinde özellikle Eddie Vedder’ın şarkıyı söylerken resmen yaşamasıyla birlikte hissiyatı doruk noktalarına çıkaran bir ana sahip oluyor.




1) Kökenleri çok eskilere dayanan bir Amerikan folk parçası olan In the Pines’ın Lead Belly yorumu Where Did You Sleep Last Night? ise Nirvana’nın MTV Unplugged konserinde tekrar yorumlamıştı: 1993 yılında New York’taki bu performanstan 1 yıl sonra ise aramızdan ayrılan Kurt Cobain ise bu parçada sonlara doğru adeta kendini müziğin içinde kaybetmişti... Cornell, Staley, Weiland ve Cobain, ışıklar içinde uyuyun.