“Mükemmel bir pop şarkısı yazmaya
çalışıyordum. İtiraf etmem gerekir ki esasen Pixies’in ‘çakmasını’ yapmaya
çalışıyordum. Pixies’i ilk defa dinlediğimde bu gruba o kadar bağlandım ki
hemen o üyelerden biri olmak ya da en azından onları cover’layan bir grupta
çalmak istedim. Yani bu yüzden biz, onların dinamizm hissini kullandık:
Narinliğin ve sessizliğin ardından gürültülü ve sert olduk.”
Kurt Cobain, Rolling Stone’a
verdiği röportajda malum şarkının ilhamı hakkında bu cümleleri kuruyor. (Bu
arada Pixies’in özdeşleştiği film olan Fight Club’ın Where Is My Mind’ı dışında
grubu deneyimlemek isteyenler, Doolittle (1989) albümüne bir uğrayabilir.)
5 Nisan
1994’te yaşamına son veren Nirvana lideri Kurt Cobain, henüz 27 yaşında verdiği
bu kararın öncesinde o an dünyanın zirvesinde olan bir rock yıldızıydı. Nirvana
trio’su, ilk kayıtları Bleach (1989) sonrasında müzik tarihini değiştiren şaheserleri
Nevermind (1991) ile birlikte grunge akımını zirveye taşımıştı. Rolling Stone’a
göre gelmiş geçmiş en iyi 17. albüm olan bu eser sonrası grubun gidişatı da
merak ediliyordu. Bütün dünya tarafından -haliyle- beklenti içine sokulan grup,
üçüncü stüdyo albümleri In Utero’yu 1993 yılında yayımladı. Aslında albüm ismi,
I Hate Myself and Want to Die olacaktı; ancak grup isimdeki iğnelemenin
anlaşılamayacağını düşünüp değiştirdi.
Bu albüm
ile grup, popülaritesiyle tavan yapmış ve rekor üstüne rekor kırmış Nevermind
albümündeki sound’u tam anlamıyla devam ettirmiyor. Garbage’ın davulcusu olarak
da tanınan Butch Vig prodüktörlüğünde efsaneleşen o albümün devamında da grup
ters köşe yaparak Steve Albini ile çalışıyor. Albini, çoğunlukla alternatif / noise
rock devi Pixies ile yaptığı çalışmalardan bilinen bir isim. Şuradaki röportajda da ifade edildiği üzere, Nirvana da dönemindeki çoğu büyük grup gibi
bir Pixies hayranı. Bu sonuçlara bakıldığında, albümün noise, alternatif ve garage
rock gibi gitarlarda aşırı özgür ve dağınık distortion efektlerinin olduğunu
söyleyebiliriz.
1993 Şubat’ında
sadece 2 haftalık bir sürede bir evde kaydedilen albüm, özellikle bu hızlı
hücum kayıt ve seslerin stüdyodan daha doğal gelmesi hususlarında çok hassas.
Grubun o zamanki davulcusu ve şu anki Foo Fighters lideri Dave Grohl da şurada bu
konuyu çok içtenlikle dile getiriyor. Albüm, piyasaya çıktığında genel olarak
çok olumlu eleştiriler alsa da In Utero’nun Nevermind seviyesinde enerjik ve popüler
grunge hitleri barındırmadığını söyleyen bir kesim de mevcut. Ne olursa olsun,
grubun üçüncü albümleriyle yaptığı bu cesurca hamle her müzik topluluğunun
başarabileceği bir durum değil: Nirvana, bu albümdeki müzik tarzıyla da zirvede
kalmayı başarıyor.
Heart-Shaped Box, albümün en özel işlerinden biri kuşkusuz. Aynı zamanda ilk single olan
parça, özellikle sözlerindeki ince detaylar ve Cobain’in nakaratlardaki vokal çıkışlarıyla
fark yaratıyor. Bu arada ilginç bir detay daha: Cobain, albümdeki bütün vokallerini
sadece 6 saatte kaydetmiş. Parçaya dönecek olursak sanatçı, “She eyes me like a
Pisces when I am weak.” ile balık burcu olduğunu vurgulayarak astroloji ile
yakından ilgili rock yıldızı eşi Courtney Love’a bir gönderme yapıyor. “I've been locked
inside your heart-shaped box for weeks.” gibi sözlerle de aslında daha sonra
burada da belirtildiği gibi aslında şarkının adının Cobain ve Love arasındaki cinsel
ilişkiye gönderme olduğu ifade ediliyor.
Rape Me, Cobain’in
de açıkça değindiği üzere tamamen bir “Tecavüz karşıtlığı” şarkısı. Çok
tartışılan sözlerinin yanında, parçanın gitar riff’lerinin de grubun en büyük
hiti Smells Like Teen Spirit’e göz kırpması dikkatlerden kaçmıyor. Sade
yapısıyla dinleyenleri adeta yakalayan parça, albümün de en iyilerinden oluyor.
Dumb ise gerçekten de oldukça açık ve optimist (!) şarkı sözleriyle daha ilk
saniyesinden dinleyiciyi etkileyen bir eser. Keşke bu şarkının sözlerinin hepsini
buraya kopyala-yapıştır yapabilsek! Özellikle grubun efsanevi New York konserinde
parça, akustik olarak da ayrı bir değerli.
Pennyroyal Tea ise Cobain’in bestesini tam 30 saniyede yaptığı, sözlerini ise 30 dakikada
yazdığı hızlı bir güzellik. Albümün en başarılı parçalarından olan şarkı, “Give
me a Leonard Cohen afterworld. So I can sigh eternally.” gibi sözlerle akıllara
kazınıyor. Cobain, şurada depresif ya da hasta olduğu zamanlar -ironik bir
şekilde- Cohen dinlemeyi sevdiğini söylüyor. Bir başka ön plana çıkan şarkı, Radio Friendly Unit Shifter ise isminden de anlaşılabileceği gibi hedefine medyayı
almış bir eser. “What is wrong with me” nakaratı ise parçayı bir üst seviyeye
taşıyan sade ama etkili bir unsur.
Albümün
kapanışını yapan All Apologies, Cobain’in eşi Love ve kızları Frances
Bean Cobain'e ithaf ettiği özel bir parça. Özellikle sözleri ve verse’lerdeki vokal
kullanımlarındaki iniş-çıkışlarda dikkat çeken parça, kayda olabilecek en
başarılı kapanışlardan birini yapıyor. Genel olarak ise albüm, her zamanki gibi
şarkı sözleri ve bestelerin yüzde 90’ında Kurt Cobain imzası olan bir iş. Sanatçının,
albüm yayımlandıktan 6 ay gibi bir sürenin ardından intihar etmesi ise bu eseri
ayrı bir önemli kılıyor. Her anlamda sadece “istediklerini” özgürce gerçekleştirebildikleri
için grubun da en doğal sound’lu ve özgür albümü bu. Tabii ki en önemlisi ise
kayıt, sözleriyle ve hissiyatıyla Cobain’in vedasından 1 yıl önceyi anlatan bir
sanat eseri. Dinleyin ve Cobain’i en özgür şekilde anın!
90’lı
yılların en önemli müzik akımlarından biri olarak ifade edebileceğimiz Grunge,
kendisinden sonra gelen müzik jenerasyonunu da fazlasıyla etkiledi. Öfke ve
hüzün karışımı bir enerjiye sahip “kirli” gitar ve vokaller, bu müzik türünü
basitçe ifade edebilir. Bu unutulmaz yılları gerçekten büyülü kılan unsurlar
ise şüphesiz başyapıt albümler oldu: Nirvana’nın Nevermind’ı, Pearl Jam’in
Ten’i, Soundgarden’ın Superunknown’u, Alice In Chains’in Dirt’ü ve Stone Temple
Pilots’un Core’u döneme damga vurdu. Depresyon hırkanızla dinleyeceğiniz bu 15
performans ile sizi de o dönemlere geri götürüyoruz.
15) Çok kısa bir
süreliğine kurulmuş olan süper-grup Temple of the Dog’un Hunger Strike parçası
o dönemin en çok akılda kalan işlerinden biri oldu. Özellikle Pearl Jam
efsanesi Eddie Vedder ve Mayıs 2017’de kaybettiğimiz Soundgarden / Audioslave
vokali Chris Cornell’i tekrar bir arada görmek güzel bir his.
14) Grunge denildiğinde akla ilk gelen grup Nirvana’nın
unutulmaz konseri olan 1992 Reading Festivali performansındaki Aneurysm ise
gerçekten orijinal kayıttan daha başarılı.
13) Stone Temple Pilots’ın en önemli işlerinden olarak
görülen –ve Radiohead parçası olmayan- Creep ise burada 2010 yılında bile ne
kadar başarılı olabildiklerini kanıtlıyor. Vokal Scott Weiland ise bu
performanstan 5 yıl sonra aramızdan ayrıldı.
12) Friends’in son bölümünde çalan bu muazzam parçanın
videosu ise Pearl Jam üyelerinin de yaş aldıktan sonra acayip perfromans
sergileyebileceğini gösteriyor.
11) Nirvana’nın bu efsane performansının Lithium ayağında
ise özellikle nakarattaki “Yeaaaah!” bölümünde tüyler diken diken oluyor.
10) 2002 yılında henüz 34 yaşında kaybettiğimiz vokal Layne
Staley’i hatırladığımız Alice In Chains’in MTV Unplugged performansı da en
önemli Grunge anlarından biri.
9) Ünlü İngiliz programcı Jools Holland’ın şovunda çalan
Soundgarden ise klasiklerinden biri olan Rusty Cage’i özellikle sonlara doğru
şahane bir şekilde sergiliyor.
8) Pearl Jam’in Ten albümünün en derin işlerinden olan
Jeremy’nin MTV Unplugged performansı ise Eddie Vedder’ın gençliğini görüp
hüzünlenmemize sebep oluyor.
7) O dönemin meşhur akustik programı MTV Unplugged
denildiğinde akla ilk gelen performans olan Nirvana’nınki ise bir David Bowie
güzelliği olan The Man Who Sold The World’ün bu yorumuyla akıllara kazındı. Orijinali
kadar güzel olan cover’lar arasında kesinlikle yer alan ve kendini defalarca
dinleten bir eser bu.
6) Soundgarden’ın en büyük hiti Black Hole Sun’ın Live Earth
performansı da hüzünlendiren videolardan biri. Özellikle Chris Cornell’in
“Audioslave imajı”yla sahnede olması da bu videodan sonra bir Like a Stone ya
da Be Yourself açma isteği uyandırıyor.
5) Pearl Jam canlı performansı denildiğinde akıllara hemen
gelen konser olan Pinkpop 1992 ise Ten albümünün güzelliklerinden Alive’ın bu
videosuyla da ağızları açık bırakıyor.
4) Alice In Chains’in en çok sevilen hitlerinden Man In The
Box’un bu 1990 videosunda ise özellikle nakarattaki vokal performansı, parçanın
albüm kaydından bir üst seviyeye çıkmasını sağlıyor.
3) Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi parçalarından biri
olarak kabul gören Smells Like Teen Spirit ise bu videoda oldukça başarılı bir
şekilde çalınmış olsa da hiçbir zaman “inanılmaz” bir canlı performansa sahip
olmadı. Bu nedenle listemizde üçüncü sıradan kendine yer buluyor.
2) Pearl Jam’in en özel parçalarından Black ise bu unutulmaz
Pinkpop 1992 konserinde özellikle Eddie Vedder’ın şarkıyı söylerken resmen
yaşamasıyla birlikte hissiyatı doruk noktalarına çıkaran bir ana sahip oluyor.
1) Kökenleri çok eskilere dayanan bir Amerikan folk parçası
olan In the Pines’ın Lead Belly yorumu Where Did You Sleep Last Night? ise
Nirvana’nın MTV Unplugged konserinde tekrar yorumlamıştı: 1993 yılında New
York’taki bu performanstan 1 yıl sonra ise aramızdan ayrılan Kurt Cobain ise bu
parçada sonlara doğru adeta kendini müziğin içinde kaybetmişti... Cornell,
Staley, Weiland ve Cobain, ışıklar içinde uyuyun.