“Grup, albümlerini stüdyoya kaydetmeye girmeden sadece 1
hafta önce bu şarkı ortaya çıktı: Parça, giriş kısmındaki melodinin üzerine
hızlı bir şekilde ve neredeyse hiç çaba harcanmadan yaratıldı.”
Meteora (2003) albümünün kitapçığını elinize aldığınızda,
Numb hakkında yazılan şu ufak detayı okurken bu şarkının inanılmaz doğal bir
eser olduğunu bir kez daha fark ediyorsunuz.
Linkin Park’ın 2000’li yılların başında tüm dünyayı etkisi
altına alan ilk 2 albümü ve hatta anlamsızca çok eleştirilmiş 3. albümü, başarılarının
sırrını bu doğallığın yarattığı hissiyata borçluydu. Onları dinleyen çoğu
müziksever, şarkı sözlerinde ve grubun iki vokalistinin performanslarındaki o doğal
duygusallığı hissedebiliyordu. Bu duygu yoğunluğunun yanında grup, teknolojiyle
içli dışlı 6 kişi olmalarının da getirisiyle teknik altyapıların da üst düzey
olduğu işler çıkarınca o dönem için adeta modern ikonlar olmuşlardı.
Modern
müziğin en değerli gruplarından biri olan Linkin Park’ın vokali Chester
Bennington’ın 2017 Temmuz’unda 41 yaşında intihar etmesi, birçok müzikseveri derinden
etkilemişti. Biz de sanatçının ölümsüz performanslarını şurada hatırlamıştık. Bennington’ın
ailesinden sonra ise bu büyük kayıptan en çok etkilenen de şüphesiz onun grup
arkadaşları oldu: Linkin Park’ın baş mimarı olan Mike Shinoda, yakın dostunun vefatından
sonra haliyle bir süre kendine gelemedi. O yılın Ekim ayında Chester anısına “yaşamı
kutlama” temalı şu konser düzenlenene kadar da ortalıklarda yoktu. Shinoda,
grubuyla yayımladığı 7 stüdyo albümü ve onların arasına sıkıştırdığı Fort Minor
isimli hip-hop projesinin muazzam The Rising Tied (2005) kaydı sonrasında yeni
adımını ise kendi başına atmaya karar verdi. 2018’e Post Traumatic EP isimli 3
şarkılık bir matem çalışması ile giren sanatçı, Haziran ayında da (kendi adında
olan) ilk solo albümünü yayımladı: Post Traumatic.
Mike
Shinoda’nın Chester’ın intiharı sonrasındaki bu dönemde ortaya çıkardığı
eserler, kaydın adından da anlaşılacağı üzere bir nevi Travma Sonrası Stres
Bozukluğu ürünleri. Sanatçının bu ilk solo albümdeki en önemli başarısı ise
söz konusu travma sonrası hissettiklerini dinleyiciye doğrudan ve samimiyetle aktarabilmesi. Daha net bir şekilde ifade etmemiz gerekirse, şarkı sözlerinin
birçoğunun bize üstü kapalı bir anlatımla ya da betimlemelerle sunulmaması,
Shinoda’yı daha kolay anlamamızı sağlıyor. Bunun dışında, son Linkin Park
albümlerinde de gördüğümüz üzere sanatçının rapper / gitarist / piyanist kişiliklerinin
yanına bir de şarkıcılığı eklemesine yavaş yavaş alışmıştık. Bu albümde ise Shinoda,
çoğu parçada (biraz da Auto-tune’un sayesinde) şarkı söyleme yeteneğini
geliştirmiş gözüküyor. Üstelik bir de albümün sonlarında birçok sağlam hip-hop eseri
de bulunuyor.
Albümün olumlu
yönlerine rağmen, kayıtsız kalınamayacak birçok sıkıntısı da mevcut: Öncelikle,
şarkı sayısı gerçekten çok fazla. 16 şarkılık bir albüm yapmak için uzun bir
süreliğine çalışılması gerekli. Bunu en iyi bilenlerden biri de aslında yine
Shinoda’nın kendisi; daha önce 16 şarkılık bir güzellik yaratmış (Bkz. The
Rising Tied). Halbuki bu eserin büyük bir bölümü, Chester’ın ölümünden sonra
yaratıldığı için özetle şunu söyleyebiliriz: Biraz aceleye gelmiş bir albüm bu. Albümün
prodüksiyonu ve altyapıları da bu anlamda biraz basitçe işlenmiş. Linkin Park’ın
Chester’lı son albümünde gördüğümüz o yavan ve basit pop altyapıları burada da
mevcut. Özetle, 16 yerine 8-9 parça içeren ve özen açısından daha doyurucu bir
kayıt kesinlikle ortaya çıkarılabilirdi.
Ne olursa
olsun hissiyatı sonuna kadar hissedebildiğiniz bir albüm bu. Şarkı yazarlığının
yanı sıra enstrümanların ve düzenlemelerin çoğunun Shinoda tarafından yapılması
da eseri fazlasıyla kişiselleştiriyor. Hatta buradan çıkan birçok müzik klibini
bile sanatçının kendisi çekmiş. Albüm kapağındaki kendi çizimi ve imzası da
aslında bu albümün onun için ne kadar özel olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Ufak
bir detay daha verelim: Post Traumatic EP’nin kapağının karanlık olması ve Post
Traumatic albümünün kapağının ise hafif renkli olması bizlere kapakların içerdiği
şarkıların duyguları açısından da bir fikir veriyor.
Sanatçının Sway
Calloway’e verdiği şu röportaj videosunda da ifade ettiği gibi, ilk EP’de de
olan ilk 3 parça, Chester’ın ölümünün hemen ertesinde yazıldığından “karanlık”
işler: Place to Start, Over Again ve Watching As I Fall, intiharın sonrasındaki
Mike’ı anlatıyor. Özellikle nakaratıyla gerçekten de akıllara kazınan Over Again, şu sözleriyle de şarkının Chester anısına yapılan konserden ilham
alınarak yazıldığını hatırlatıyor: “We said we ought to play a show in honor of
our friend. Well now that show's finally here, it's tonight. Supposed to go to
the bowl, get on stage, dim the lights. With our friends and our family, in his
name, celebrate”.
Bu
parçaların ardından gelen Nothing Makes Sense Anymore, isminden de anlaşılacağı
üzere dinleyiciyi hüznüyle yakalayan sözlere sahip: “My inside’s out, my left
is right. My upside’s down, my black is white. I hold my breath, and close my
eyes. And wait for dawn, but there’s no light.” sözlerinin sürekli
tekrarlanmasıyla Shinoda, dinleyiciyi samimiyetle avucunun içine alıyor. Albümün
en anlamlı eserlerinden biri bu. Bu şarkıdan sonra ise albüm, birçok farklı
tarzda ve nispeten daha “aydınlık” işlere kapısını açıyor. Tıpkı, Shinoda’nın daha
önce değindiğimiz Sway röportajında da değindiği üzere, Meksikalıların Dia De
Los Muertos bayramından etkilenip daha pozitif bir bakış açısına da
girebilmeyi başardığını da görüyoruz. Ayrıca orada bahsettiği üzere de bu
albümün yapım süreci, ona Chester’ın intiharını ve birçok olumsuz düşünceyi
aşabilmesine yardımcı olmuş. Albümün ortalarında dikkat çeken eserlerden ise Promises I Can’t Keep, şuJimmy Fallon videosunda The Roots’un eşlik ettiği single
Crossing A Line, klibinde çorap kuklalarını izlediğimiz Ghosts ve albüme tatlı
bir kapanış yapan Can’t Hear You Now, öne çıkan pop tarzı eserler oluyorlar.
Son olarak, keşke demek istiyoruz; çünkü keşke Mike Shinoda bu albümü kendi adında değil
de ikinci bir Fort Minor eseri olarak çıkarsaymış. Nedeni de çok basit: Özellikle
K.Flay’in vokallerinde olduğu Make It Up As I Go olsun, Deftones’un ortalarda
gözükmeyen lideri Chino Moreno’nun ve Machine Gun Kelly’nin eşlik ettiği naif
parça Lift Off olsun, Shinoda’nın etkileyici flow’larını tekrar hatırladığımız
Running From My Shadow olsun birçok hip-hop temelli şarkı, albüme adeta seviye
atlatıyor. IOU isimli Gangsta Rapbeat’lerini andıran altyapılara sahip ve Shinoda’nın
oldukça agresif bir ruh haliyle rap yaptığı şarkı ise sanatçının Fort Minor’la birçok
hit çıkarmış hip-hop dönemini özletmiyor değil. Hatta hitleri bırakalım, mesela
orada bir Kenji örneğimiz bile var. Bunların yanında, tabii ki esas “keşke” dememiz
gereken yer ise Chester’ın ölümü: O, keşke bu kadar erken ölmeseydi de böyle
bir albümün yapılmasına ihtiyaç bile kalmasaydı. Ancak, bu yas dolu şarkı
sözlerini de aslında bu iş için en doğru ismin kaleminden dinliyoruz; Shinoda’nın
kaleminden!
Sadece bir müzisyenden öte, bir
jenerasyonu resmen o eşsiz sesiyle büyüten ve etkileyen modern bir ikondu
Chester Bennington. Geçtiğimiz yaz henüz 41 yaşında aramızdan ayrılmasıyla
birlikte de aslında ölümsüzleşmiş oldu. Çoğumuz onunla yüz yüze tanışamasak da ya
da aynı ortamda bulunamasak bile onu çok özleyeceğiz. Neden mi? Çünkü o ve
Linkin Park aslında hep bizimleydi. Kronolojik sırasıyla kasetçalar, CD çalar,
MP3 çalar ve Spotify’lar sayesinde hep kulaklarımızdaydı. Ayrıca araba
teyplerinde, müzik setlerinde, bilgisayarlarda ve Youtube’dan önce TV’deki
müzik kanallarında hep o vardı. 2009 yılında ise Rock’n Coke için ilk defa
ülkemize geldiğinde de “aman ya nasıl olsa bir daha gelirler izleriz zaten”
diyen ve festivale gitmeyen o kadar çok insan vardı ki. İşte o kişiler, 8 yıl
önceki konserin ilk olduğu kadar aynı zamanda son olduğunu da geçtiğimiz 20
Temmuz günü öğrendi. İşte o gün, çoğu müzikseverin ve hatta bir jenerasyonun o
haberi herhangi bir sosyal medyada gördükten sonra kalplerinden bir parça
koptu. Linkin Park da kesinlikle aynı olamayacak. Grubun 6 kişi olmalarını
temsilen altıgen olan logosu bile artık hep bir parça eksik olacak. Bunların
ardından, 2009’da İstanbul’da ya da başka bir yerde onu canlı izleyebilen / izleyemeyen
severleri için unutulmaz performanslarını sizler için derledik; çünkü buna
eminiz ki o, unutulmayacak.
15) Listedeki tek cover olan Adele parçası Rolling in the Deep, Chester’ın sesinin
gerçekten hangi noktalara ulaşabileceği noktasında çok etkileyici bir örnek.
14) Chester ile olan son albüm One More Light’ın çıkış parçası olan Heavy,
orijinalindeki Kiiara düeti ve grup performansı yerine burada Sofia Karlberg’in
eşliğinde akustik olarak daha doyurucu gibi.
13) Dördüncü albüm A Thousand Suns’ın son parçası olan ve grubun pek bilinmeyen
eserlerinden The Messenger’da ise şarkıcının sesi tüyleri diken diken ediyor.
Aynı zamanda ona ithafen yapılan anma konserinin de ilk ve son parçası.
12) Grubun en etkileyici performanslarından biri olan Rock Am Ring 2004’te ise
“mohawk” saçıyla Chester, Meteora’nın sevilenlerinden From the Inside’ı içimize
işliyor.
11) Yine Almanya’daki aynı festivalde grup, Meteora hiti Somewhere I Belong’un en
başarılı performanslarından birini sunuyor.
10) 2015 yılındaki Monster Mash Festivali’nde ise grup, adeta Slipknot görünümlü
bir Papercut deneyimi yaşatıyor.
9) Moskova’daki Kızıl Meydan’da Transformers filminin müziği New Divide ile grup,
seyircilerin arasındaki Rus Ordusu gençlerini bile heyecanlandırıyor.
8) Aynı konserden What I’ve Done ile Chester, Minutes to Midnight albümünde
çoğunlukla yaptığı gibi sesini U2’dan Bono’yu andıran bir şekilde bile
kullanabildiğini de kanıtlıyor.
7) Grubun en sevilen parçalarından One Step Closer ve tabii “Shut Up When I’m Talking
to You” bölümü ise burada genelde verilen konserlerin aksine ufak olan kapalı
bir mekanda. Böyle bir ortamda bile Chester’ı izlemek aynı derecede etkileyici.
6) Animeleri andıran klibiyle akıllarımıza kazınan ve sadece Chester’ın vokal
yaptığı ilk parçalardan olan Breaking the Habit ise burada gerçekten muazzam.
Grup da bu Milton Keynes konserini daha sonra canlı albüm olarak yayımladı.
5) Ve geldik Linkin Park’ı zamanında Linkin Park yapmış konsere. Texas’ta
Metallica’nın alt grubu olarak sahne alan ve performansıyla ağızları açık
bırakan grup, bu performansıyla artık büyükler ligine girmişti. Daha sonra da
hayranların hep en çok sevdiği canlı albüm olarak hatırlandı.
4) Unutulmaz Texas konserinden unutulmaz bir performans daha. Grubun belki de en
iyi canlı işlerinden biri bu. Chester’ın terli gömleği bile her şeyi ifade
ediyor. Müzikteki o ruhu hissedebiliyorsunuz.
3) Chester’ın aramızdan ayrılmasının öncesinde verdiği son konserlerden olan Rock
Werchter Festivali’nde ise grubun klasiklerinden olan Crawling’in belki de en
tüyleri diken diken eden performansı.
2) Grubun 2004 yılında Jay-Z ile ortaklaşa yayımladıkları Collision Course albümü,
o dönemde modern müzikteki sınırları yerle bir etmişti. Esasen Numb’ın kendisi
çok daha ayrı güzeldir. Ancak o dönem bizi televizyonlara kitleyen bu
performans ve klip kesinlikle unutulmaz.
1) Ülkemizde
Chester’ı izleyebildiğimiz ilk ve son konserdeki performans ile grubun en büyük
hiti olarak ifade edilen In the End, hep bir ağızdan söyleniyor.
BONUS: 20
Temmuz’un ardından Chester anısına verilen konserin tamamı da burada. Özellikle
Alanis Morissette ve Avenged Sevenfold’dan M. Shadows’un performansları
izlenmeye değer. Onun dışında ise maalesef çoğu şarkıcı “haliyle” Chester’ı
aratıyor. Parçalar arasında tatlı videolar da var. Ancak özellikle sonlara
doğru Chester’ın olduğu son performans olan Birmingham konserinde kendisinin
söylediği “yaşamı kutlama” konuşmasına göz atılmalı. Sonuç olarak her şey için teşekkürler ölümsüz adam,
seni her zaman yaşatacağız; çünkü sesin her zaman ve her yerde bizimle.